Sana Yetimleri Sorarlar!

Babasız kalan bir çocuğun adıydı yetim. 
Kimsesiz, yardıma ve himayeye muhtaç olan.
Eşi benzeri olmayan inciden aldı adını;taşlar arasında benzersiz olan, çocuklar arasında biricik ve tek başına kalana, kendi adı unutulana ad oldu.


Kimi, adı kaza, adı hastalık, göçük ya da deprem olan bir ecelle babasız kaldığını öğrendi; kimi de bir yangın yerinin tam ortasında, savaşta yitirdiği babasının şehadet haberini aldı.

“Bir kutsal emanet yetim bebekler,
Hüzün bir dağ gibi büyür içimde,
Aşkın bedelini öder şehitler,
O’ndan gelen O’na kavuşur gider.”

Zahirde bir babadan mahrum kalsalar da kimsesiz olmadılar hiçbir zaman.
“Kimsesiz hiç kimse yok,
Herkesin var bir kimsesi.
Kimsesiz kaldım,
Yetiş ey Kimsesizler Kimsesi!”
diye hal diliyle yakaran yetimlere de yetişti O’nun (s.a.s) müjdeci sesi:
"Ben ve yetime bakan kimse cennette şöyle yan yanayız."(Ebu Dâvud, Edeb 131)

Derdi, hedefi ve gayreti yetime destek olanların yerinin;kendisine en yakın mevkide, cennetin en gözde yeri olacağını söyledi.
Yetime yakınlık Rabbe yakınlık, Peygamber’e yakınlıktı ve bir yetim kadar yakındı cennet.
Yetimlere de rahmet olarak gönderilen, 'Abdülmuttalip’in Yetimi' olarak anılan Son Nebi, İlahi himayenin tüm beşeri himayelerin üstünde olduğunun apaçık şahidiydi.


“Seni yetim bulup barındırmadık mı?”
(Duha, 6) ayetinin muhatabıydı. Bakan Allah’tı, baktıran Allah, barındıran Allah(c.c).

Hayrın ve bereketin kaynağıydı yetimler.
Onlara uzanan ele ateş dokunmaz, onlarıbarındıran ev bereketten mahrum kalmazdı,onlar için koşturanda sevaptan... Ömür bile bereketlenirdi yetimlerle, şairin deyişiyle:
“Yetimsevindirenin ömrü uzun olur.”
du. (Safahat, Bayram)

Yüreklerde en nadide yer yetimlere aitti, öyle de olmalıydı; her çocuğun anne babasıyla birlikte yaşadığı hayatı, tek başına yaşamak durumunda kalan çocuklar, biricik ve benzersiz olarak görülmeliydi ve onlara gösterilecek ilgi,özevlatlara gösterilen gibi hatta daha özel olmalıydı; zira yetimler İslam’ın has evlatlarıydı.

Tüm insanlardan alınan bir sözle korundu yetimler.

“…Başkasına kulluk etmeyin, ana-babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzelce konuşun, namazı kılın, zekâtı verin.”
 diye bir söz almıştı Rabbimiz. (Bakara, 83)
Ahde vefa göstermek, mü’mine has bir şiardı. Allah’a verilen sözde sadık olmanın ispatı dainfak ehli olmak ve yetimlere iyilik yapmaktı.

Yokluk ve açlık gününde bir yetimi doyurmakla aşılırdı engeller, akabelerden geçilirdi.

"O (zor geçit/akabe) bir köle ve esir âzad etmek yahut açlık gününde yakını olan bir yetimi yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır."(
Beled,8-16)
Karnı doyan bir yetimin tebessümü, cennetin kapılarını açan anahtar olurdu.
“Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.”
(İnsan 8)

Karşılık beklemeden yapılan tüm iyiliklerin tek bir amacı vardı: Rıza-ı İlahi. “Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimiz’ (in azabını görmek) den korkarız (derler). ”
 (İnsan 9-12)
Yetime kötü davranmak ise, dini yalanlamakla eş tutuldu ya da bu tutum, insanın Allah’la arasının açık olduğunun göstergesi sayıldı.

"Dini yalanlayanı gördün mü? Yetimi itip kakan, yoksulu doyurmaya yanaşmayan işte odur." (
Mâun, 1-3)

İyilik yapmamak bir yana, yapana mani olmak da şiddetle kınandı.
“Küçücük bir hayrı dahi engelleyene yazıklar olsun!”
(Maun,7)
Dahası bu tutum, nifakın da bir belirtisi olarak kayda geçti.
"Siz yetime iyilik etmezsiniz."
 (Fecr,17)
Yetimin ahından da sakınmak gerekti. Öyle demişti şair:
“Yetimin ahını yağmur duası zannetme!
O sayha ra'd-ı kazadır ki gönderir ademe!.” 
(Safahat, Kocakarı ile Ömer)
 
“O halde yetime gelince; ona sakın kahretme / kötü davranma!" 
(Duha, 9)
 
“Birr”e ulaşmanın,erdemli, muttaki ve sadık olmanın şartlarından biriydi yetimlere yapılan iyilik. En sevdiğinden vermek esastı: 
“(Birr) Yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve kölelere sevdiği mallardan vermektir.”
(Bakara,177)
Yetimlere yapılacak iyi muamele, onlara yapılacak maddi yardımların sistematik hale getirilmesiyle devam etti.

Ayetler indi yetimler hakkında, mallardan yetime de pay ayrılacaktı;ganimetten, mirastan, fethedilen yerlerden ve nafakalardan yetime aktarılanlarla bereket indi yeryüzüne, toplum huzura erdi.(Enfal,41- Nisa 8- Haşr,7-Bakara,215)
Yetimin kendine ait olan malı da ilahi koruma altındaydı ve bunun ihlali şiddetli azaba müstehak olmak demekti.


"Yetimlerin mallarını haksızca yiyenler, şüphesiz karınlarında ateş yerler ve yarın çılgın ateşe yaslanırlar."
(Nisa,10)
Yetimin malına nasıl yaklaşılacağı "en güzel şekilde” koruma, artırma ve zamanında teslim etme şartlarına bağlandı.  (Nisa,6)

"Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, o en güzel olandan başka sûrette yaklaşmayın."
 (İsra,35)
Ailenin bir evladı gibi ya da bir kardeş olarak değer gördü yetimler, imanlı insanların dünyasında:
"Sana yetimleri sorarlar. De ki: Onların durumlarını düzeltmek ve onları iyi yetiştirmek (yüzüstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah düzeltenden bozanı ayırt etmesini bilir..."
(Bakara,220)
Yetimleri ailelerinden saymaktan ve mallarına bakmaktan çekinenlerin yanlış davranışları üzerine bu ayet nazil olmuştu.

Her ailenin bir yetim evladı, her topluluğun bir yetim kardeşi olsun için uğraşıldı tarih boyunca, yetimhaneler, Daru’l-Eytamlar açmak şerefine nail olan vakıflar aracılığıyla. 
Ayetleri kendinde ete kemiğe büründüren, bizzat yaşayarak gösteren Peygamberimiz (s.a.s)’in örnekliği yetimlerin toplumdaki yerinin nasıl olması gerektiğini ortaya koymaktaydı.
Efendimiz (s.a.s) yetimlere yardım için koşturmakla elde edilecek sevabın, mücahitler ve sürekli ibadet halinde olanların kazanacağına denk olduğunu müjdeledi:


“Dul ve yetimlerin ihtiyacına koşan; Allah yolunda cihad edenlerle, gündüzün oruç tutup, geceyi ibadetle geçiren gibidir.” (
Neseî, Zekât, C 5, S 86-87)
Evlerin en güzelini, içerisinde yetim barındırılan ev olarak tanımladı:
"Müslümanlar arasında en hayırlı ev, içerisinde yetim olan ve yetime de iyi muamele yapılan evdir. En kötü ev de, içinde yetim bulunup da ona kötü muamele yapılan evdir."
 (İbnMace, Edeb, 6)

Sofrasında yetime yer açmanın, bir yetimle ekmeğini paylaşmanın günahlardan arınmaya ve berekete vesile olacağını bildirdi:

"Kim Müslümanlar arasından bir yetim alarak yiyecek ve içeceğine dâhil ederse, affedilmez bir günah (şirk) işlememişse, Allah onu mutlaka cennete koyacaktır."
          (Tirmizî, Birr, 14)
Peygamberimizin ashabına yönelttiği soru, asırlar boyu mü’min gönüllerde cevabını aradı:
“Bugün içinizden bir yetim başı okşayan, bir cenaze teşyi eden ve hasta ziyaret eden var mı?”
 (Taberânî, Sâhibu’l-Câmî, 80)
Her yetim bir müjdenin habercisi oldu. Bir yetimin başını okşayan ellerin sahibi, onun saç telleri adedince sevaba nail olacaktı.

"Bir kimse sırf Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır."
 (Ahmet İbnHanbel, Müsned, V, 250)
Kalp katılığının dermanı, yetim başı okşamaktaydı.
Kalbi katılaşmış bir adama sormuştu Nebi (s.a.s)
"Hayatında hiç yetim başı okşadın mı?"
(İbnHanbel, II, 387)

Yetime uzanan ele, ateş değmeyeceğini müjdelemişti.Yetime uzanan merhamet eli, Allah’ın merhametiyle ateşten korunacak, bir yetimin yüzündeki tebessüm, tüm dünyanın yüzünü güldürecekti.
Yetimleri çoğalan bir dünyada yetime yürek veren, el veren, kol kanat geren olmak gerekti. Yetim Peygamber’in mübarek ellerinden tutmak için yetimin elinden tutmak gerekti.
Kimsenin kimseye fayda vermediği, her ferdin yalnız, kimsesiz, tek başına kaldığı ve yardıma muhtaç olduğu o zorlu günde yetimden de sorulacaktı.
 
***
 
Ellerimiz…
Bir yetimin başını okşadı mı, kalbimizin katılığına şifa bulmak için?
Ayaklarımız...
Bir yetimin ihtiyacını karşılamak, sıkıntısını gidermek için koştu mu?
Yüzlerimiz…
Kabul olmuş bir sadaka gibi tebessüm sundu mu, yetimin gözündeki yaşı silmek için?
Evlerimiz…
Kanadı kırık kuş misali yuvasız kalan bir masum yavruya barınak, sığınak ve liman oldu mu; yuva sıcaklığını tattırmak için?
Sofralarımız…
Bir yetime yer açıldı mı sofralarımızda, en sevdiğimiz yiyecek ve içecekler yetimi buyur etmekle bereketlendi mi; karnını doyurmak için bir yetimle paylaşıldı mı ekmeğimiz?
Yüreklerimiz…
Bir yetimin derdini yüklendi mi, yüreğine dokundu mu, mahzun bir yavrunun gönlünü almak için?
Sevgimiz,
İlgimiz,
Şefkatimiz,
Yetime yetimliğini unutturdu mu?
 

Kaynak: Siyer-i Nebi Dergisi 27. Sayı / Mayıs-Haziran 2014


 

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatitikleri

Bugün 31

Dün 51

Bu hafta 135

Bu ay 538

Hepsi 22783